Ana Sayfa / Haberler / “Bize ilaç lazım değil; bizim ilacımız sevgi ve eğitim”

“Bize ilaç lazım değil; bizim ilacımız sevgi ve eğitim”

Çoğu baba çocuğunun otizmli olduğunu kabullenemeyip eşlerini ve çocuklarını terk ederken, kimisi de bu zorlu yolda verdiği mücadele ile bir savaşçıya dönüşüyor. İzmir’de yaşayan 39 yaşında Nazmi Kurt, işte o babalardan biri. Oğlu Toprak Tahir’e 3 yaşındayken otizm tanısı konulan Kurt, ilk zamanlar yaşadığı şoku atlattıktan sonra, “Bize ilaç lazım değil; bizim ilacımız sevgi ve eğitim” diyerek otizmle mücadele etmeye başladı. Toprak’ın müziğe olan ilgisini fark edince müzik eğitmeni Orçun Berrakçay tarafından kurulan ve dünyanın en büyük otizm orkestrası olan İZOT’la yolu kesişen Kurt’un mücadelesi giderek daha da büyüdü. Oğlunu çalışmalara götürüp getirirken adeta orkestranın gönüllü babası oldu ve diğer otizmli çocuklarla da tek tek ilgilenmeye başladı.

HEPSİNİN BABASI OLDU

Çalışmalar başlamadan önce gidip hepsinin saçını okşuyor, mikrofonu uzatıyor, kravatlarını ve gömleklerini düzeltiyor. Hatta çoğu zaman kendi çocuğundan çok diğerleriyle ilgilenen iki çocuk babası Kurt, kaç çocuğun var diye soranlara orkestradaki diğer çocukları dahil ederek 41 diyor. Yıllarca baba sözüne hasret yaşayan Kurt, şimdi oğluyla hayal edemediği şeyleri yapmanın keyfini yaşıyor: “İlk kez ‘baba’ dediği günü unutamıyorum; 3,5 yaşındaydı. Yıllarca o anı beklemiştim. Bir baba olarak yıllarca otizmle savaştım ve bütün çocuklarım için savaşmaya devam ediyorum. Belki otizmi yenemiyoruz ama hakkından geliyoruz. Allah benim ömrümden alsın bütün çocuklarıma versin.”

DOKTORLAR 1 AY YAŞAR DEDİ

17 senedir bir şirkette operasyon memuru olarak çalışan 39 yaşındaki Nazmi Kurt, askere gidip geldikten sonra evlendi. Kısa bir zaman sonra ilk çocukları Toprak Tahir dünyaya geldi. 2 yıl sonra ise şuan 10 yaşında olan oğlu Eren. Toprak Tahir’e ilk olarak hidrosefali (orantısız kafa büyümesi) teşhisi kondu, en fazla 1 ay yaşar dendi. Kurt, o dönem yaşadıklarını şöyle anlattı: “Doktora, ‘Bu kanıya nerden vardınız’ diye sordum. ‘Gözleri hep aşağıya bakıyor’ dedi. Toprak da yalanlarcasına doktorun parmağını havada yakaladı. Uzun bir hastane süreci yaşadık. 2 yaşındayken yürüyemiyor ve konuşamıyordu. Annesi, ‘Nazmi, Toprak’ta bir farklılık var’ dedi. Toprak birkaç hareketi sürekli tekrar ediyordu. Sürekli saçını kıvırıyordu ve sürekli aynı sesleri çıkarıyordu, yüksek sesten çok korkuyordu. Yeniden doktora gittik. Doktor, ‘Bir şeyi yok abartıyorsunuz’ dedi. Bu yüzden 3 sene kaybettik.”

OKULA ALMAK İSTEMEDİLER

Teşhis konduktan sonra her aile gibi durumu kabullenmekte zorlandıklarını belirten Kurt, “Ağladık, sızladık… Ama sonra bununla mücadele edebiliriz, neden ağlıyoruz ki dedik. 3 sene kaybetmemiz doktor yüzünden oldu. Hemen eğitimlere başladık ve oğlum hızlı bir gelişim gösterdi. Anasınıfına başladığı zaman, ‘Bundan bir şey olmaz’ diyerek okula almak istemediler. ODER (Otistik Çocukları Koruma ve Yönlendirme Derneği) Başkanı Ergün Güngör ile bir etkinlikte tanışmıştım. Kendisi bana numarasını vermişti ve ‘Ne zaman istersen ara’ demişti. O an aklıma Ergün Bey geldi, arayıp olayı anlattım. Ergin Bey, hemen okula gelerek müdüre kanunları tek tek anlattı. İlk zamanlar her gün okula alamayız dediler. Bir gün okulda ödev verdiler ve toprak bütün çocuklardan önce ödevi bitirdi. Zamanla öğretmeni Toprak’ı her gün derslere almaya başladı. Bu yıl 6’ıncı sınıfı bitirdi ve şimdiye kadar 7 okul değiştirmek zorunda kaldı” diye konuştu.

BABA SÖZÜNE HASRETTİ

İkinci çocuk haberini aldıkları an o da otizmli doğar mı endişesi ile bebeği aldırmaya karar verdiklerini ama vazgeçip hastane kapısından ağlayarak geri döndüklerini söyleyen Kurt, yaşadıklarını şöyle aktardı: “O gün, o hastane kapısından dönmekle belki de hayatımızın en iyi kararını verdik. Gözümüz arkada kalmadan Toprak’ı emanet edebileceğimiz tek kişi kardeşi Eren. Biz olmadığımızda hep abisiyle ilgilenir. Giyinmesine yardımcı olur, o yatmadan kendi yatmaz. Ben ağır sahada çalışıyorum yarın ne olacağımız belli değil. İki çocuğumun da isteklerini her zaman yerine getirdim. Yeri geliyor ek iş yapıyorum… Yeter ki onların masraflarını karşılayabileyim. İlk ‘baba’ dediği günü unutamıyorum; 3,5 yaşındaydı. Yıllarca o anı beklemiştim. Her Babalar Günü’nde ikisi birden gelip kutlarlar, sarılıp hediyelerini verirler.”

HEPSİYLE TEK TEK İLGİLENİYOR

3 yaşında otizm tanısı konulan Toprak Tahir, aynı yıl hem yürümeye başladı hem de kendi kendine okuma yazmayı öğrendi. Şuan Hacı Şakir Eczacıbaşı Ortaöğretim Okulu’nda kaynaştırma öğrencisi olarak eğitim gören Toprak Tahir, aynı zamanda 2013 yılından bu yana dünyada otizmli bireylerden kurulmuş en büyük orkestra ve koro olan İzmir Otizm Orkestrası’nda davul çalıyor. “Toprak Tahir ve bizim için müzik hayat demek” diyen baba Kurt, oğlunun küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgisi olduğunu, devamlı olarak evdeki çeşitli eşyalara vurarak ritim tuttuğunu dile getirerek, “Müziği ilgisini fark ettikten sonra müzik eğitmeni Orçun Berrakçay’dan ders almaya başladı. Orçun Hoca, otizmli çocuklardan oluşan hayallerin ötesinde bir orkestra kurmuştu. Toprak da orkestrada davul çalmaya başladı. Müzik kulağı çok iyi olduğu için her müziği inişli çıkışlı da olsa ritim tuttu. Orçun Hoca, benden çocuklarla ve sahne düzenlemesiyle ilgilenmemi istedi. Her işe elimden geldiğince koşmaya çalışıyorum. Çalışma başlamadan önce gidip hepsinin saçını okşuyorum, tek tek öpüyorum. Toprak Tahir, müzikle tanışmadan önce öfke nöbetine girdiğinde kafasını taşlara vuruyordu. Kendine zarar veriyordu, şimdi davulunu çalıyor ve ritim tutarak öfkesini atıyor” ifadelerini kullandı.

OĞLU İÇİN ÜNİVERSİTEYE BAŞLADI

Liseyi bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’ne başlayan baba Kurt, birinci sınıfta eğitimini dondurmak zorunda kaldı. Oğlu için 23 yıl aradan sonra yeniden üniversiteye başlama kararı aldığını anlatan Kurt, şunları söyledi: “Toprak bizim ufkumuzu açtı, bize çok şey kattı. Hatta onun sayesinde 1994 yılında yarıda bıraktığım üniversite eğitimime geçen sene tekrar başladım. 1 senede 20 ders aldım. 2 yıllık eğitimimi Direk Geçiş Sınavı (DGS) ile 4 yıllığa tamamlayacağım. Toprak ile birlikte aynı anda kep atmak istiyorum. Çocuklarımızın ise üniversiteye gidebilmesi için barajı puanını aşması gerekiyor. Biz aileler olarak bu baraj puanının kalkmasını istiyoruz. Hayatta olmadığımızda acaba çocuklarımıza ne olacak kaygısını hep yaşıyoruz. Toprak bize hayatı öğreten kişi oldu. Ondan önce biz yaşamıyormuşuz. Çocuklarla beraber olduktan sonra bunu anladım. O bir yerlere gelsin, okusun, kendini idame ettirecek duruma gelsin başka bir şey istemiyorum. İleride tek başına bazı şeyleri başarabileceğine inanıyorum.”

EN FAZLA KONUŞUR DİYORDUM

Oğluna otizm teşhisi konulduğunda asla gerçek bir baba oğul ilişkisi yaşayamayacaklarını ancak şuan oğluyla beraber aktiviteler yapmanın mutluluğunu yaşadığını paylaşan Kurt, “Toprak’la beraber gezmeye çıkıyoruz, denize gidiyoruz, ben klarnetimi alıyorum toprak davulunu eline alıyor ve beraber müzik yapıyoruz. Teşhis konduğunda beraber bunları yapabileceğimizi asla hayal edemiyordum. Diyordum ki, en fazla konuşur… 27 Eylül-2 Ekim arası Kanada’da bir otizm festivali düzenlenecek. Bu festivalde bireysel performansla yarışacak. Onun çalışmaları içerisindeyiz. Yani hiç hayal edemeyeceğimiz şeyleri yaşıyoruz. Orkestradaki diğer çocukları da çok seviyorum, onların hepsinin bende ayrı bir yeri var. Kaç çocuğun var diye sorduklarında, ‘41 tane çocuğum var’ diyorum. 40’ı otizm orkestrasındaki çocuklar ve Toprak Tahir. Diğeri de 10 yaşındaki oğlum Eren. 41 çocuğum da hep aklımda, sürekli arar sorarım. Bir baba olarak yıllarca otizmle savaştım ve bütün çocuklarım için savaşmaya devam ediyorum. Belki otizmi yenemiyoruz ama hakkından geliyoruz. Bize ilaç lazım değil; bizim ilacımız sevgi ve eğitim. Allah benim ömrümden alsın bütün çocuklarıma versin.”

HAYAT KURTARACAK

Babasıyla birlikte vakit geçirmekten çok keyif aldığını anlatan Toprak Tahir ise, futbolu ve müziği çok sevdiğini söyleyerek, “Galatasaray ve Göztepe’yi tutuyorum. Babamla beraber televizyondan maçları izliyoruz. Müziği çok seviyorum. Davul çalarken çok mutlu oluyorum. Okulum ve derslerim güzel gidiyor. Konserlerden önce çok heyecanlı oluyorum. Büyüyünce itfaiyeci olmak istiyorum. Küçükken babamla beraber İzmir’deki tüm itfaiye merkezlerini dolaştık. İtfaiye araçlarını çok sevdiğim için babam beni hepsine götürdü. İtfaiyeci olunca yangınları söndüreceğim, insanların hayatını kurtaracağım” dedi.

Kaynak: İlk Ses Gazetesi

Bunuda Okumalısın

Çocukta davranış bozukluğu ve öğrenilmiş otizm problemi nedir?

Kontrolsüz teknoloji kullanımının çocuğun gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerine işaret eden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, …