Ana Sayfa / Haberler / Bir Şeyleri Hayat Sanmak Yanılgısıyla Ömür Geçirmek Mümkün

Bir Şeyleri Hayat Sanmak Yanılgısıyla Ömür Geçirmek Mümkün

Sedef Erken, yaşam mücadelesine özel bir çocuk olan Ozan’la devam ederken kedi gibi yaralarını temizliyor, kartal gibi kendini onarıp hayatını sürdürüyor. Böylece hüzünlerini ve direncini yazıyla, gözüpekliğini ve azmini hukukçu ve eylemciliğiyle gösteriyor. Yetmiyor, oğluyla ilgili davada AİHM’i protesto için Strasbourg’ta çadır kuruyor. Sonra doğayla baş başa kalıp umutlarını tazeleliyor. Ozan’ın denize taş atmasını izliyor. Epey uzun bir zaman sonra onun bir anda denize girmesiyle yeni bir duygu kapısını aralıyor. Öyle ya… moraran dudaklar da hayata dahil.

Biz de onunla kaleme aldığı “Kedi Gözü”nü ve “hayata dahil olanlar”ı konuştuk:

“Kedi Gözü”nde yaralı ama güçlü bir kadının sizin deyiminizle manifestosu çıkıyor karşımıza. Peki Sedef Erken nasıl oldu da kendini okurla paylaşmaya karar verdi? Bize kitabın hazırlanma ve yayımlanma sürecini anlatabilir misiniz?

Doğrusu ‘manifesto’ kelimesi bana ait değil, yayınevindeki editörlerimin tanımlaması. Ben yazıları ayrı ayrı yazsam da kitap için bir araya geldiğinde bütününü böyle algıladılar. Hoşuma gitmedi desem yalan olur ama yazarken bu yazıların bir gün kitap olacağını düşünmedim. Bir süredir farklı konularda yazıyordum, oğlumla ilgili süreçleri yaşarken yazılarım mesleki makalelerden kitaptaki içeriğe doğru evrildi. Hayatı yalnızlığın içinde farklı bir gözle anlamlandırma çabasına girdiğim keskin bir dönemdi. Bazen ertesi sabaha uyanma gücümü ile yitirdiğim günlerin izleri var kitapta. Belki de en çok umutlu olmaya ihtiyaç duyduğumdan bardağın dolu tarafını yazdım.

Kitabı okurken Melih Cevdet aklıyla, Onat Kutlar isyanı arasında gidip geldim. Geçmişte edebiyatla ilişkiniz nasıldı? Aklınızın bir yerinde yazma düşüncesi hep var mıydı?

Dedem edebiyat öğretmeniydi, okul piyesleri yazardı, Dede Korkut ve Fuzuli’ye dair el yazısı notlarını ve daktilosunu yıllardır saklıyorum. O yazarken masasının altında oynardım, çocukluk anılarımın fonunda hep onun daktilo sesi var. İlk kitaplarımı annem aldı, okumaya her zaman teşvik edildim ama edebiyatla bağımı dedemle ilişkim kurdu diyebilirim. Belki de iyi metinleri okumayı çok sevdiğimden, genç yaşta klasikleri okuduğum dönemler yazar dendiğinde aklıma neredeyse insan üstü, tanrısal varlıklar gelirdi. “Kedi Gözü”nün ilk kopyasını elime alınca bilinç dışımda yazar olmak isteği hep varmış, buna özenmişim diye düşündüm. Bazı zorunluluklar olmasa okumak, bir bahçede gezinmek, düşünmek ve yazmak dışında hiçbir şey yapmadığım pastoral bir hayata hayır demezdim.

“İNSAN KORUNAYIM DERKEN KENDİNE BİLE ULAŞMAKTA ZORLANIYOR”

Hayatın “sandığımız o şey” olmadığını, hayat sanatında eşiklerde sınanan kadınlar mı söyler? Sedef eşiği atlamaya çalışan kadınlara ne anlatmak ister?

Elbette beklenmedik kırılmalar yaşamak, bizi ‘sandığımız’ pek çok şeyin anlamına dair yeniden düşündürüyor. Zira çocukluktan itibaren belki de başkalarından korunmak için edindiğimiz kabuğa sığamadığımızı gördüğümüz gün tam da o eşikte olduğumuz gün. Modern şehir hayatı doğadan epeyce kopuk, betonlaşmış zihinlerimize kendi rekabetçi gerçeğini dayatıyor. Böyle olunca insan belki de başkalarından korunayım derken kendine bile ulaşmakta zorlanmaya başlıyor. Kendinden uzaklaştıkça hayatı belli kalıpların içinde yaşamak, birşeyleri hayat sanmak yanılgısıyla bir ömür geçirmek bile mümkün. Oysa hayatın belki de hep kaçtığımız, yok saydığımız acı tarafları bu anlamda ruhu dönüştürme gücüne sahip.

Biraz da Ozan’ın serüvenini konuşmak isterim. Kitabı eline alınca ne söyledi? Yahut siz ne hissettiniz?

Ozan’ın algıları da tepkileri de kendine has. Birşeyi anlatmak için uzun cümlelere ihtiyaç duymuyor. Ozan’la Tüyap kitap fuarına gittik, Kedi Gözü’nü orada birlikte görelim istedim. Kitaba bakıp ‘beğendim’ dedi ama okumadı. Bense onunla çıktığım yolun beni yine hiç beklemediğim bir kavşağa getirdiğini hissettim.

Peki otizm tanısı konmuş bireyler ve ailelerin ihtiyaçlarını karşılamak, yaşam kalitelerini arttırmak ve ailelerine destek vermek amacıyla, sizin de içinde bulunduğunuz, hatta oluşturduğunuz  “Otizm Eylem Planı” ne durumda? 

Otizm Eylem Planı’nın bir plan metni olarak kağıt üstünde kaldığını, henüz otizmli bireylerin ve ailelerinin hayatlarında fark yaratacak bir canlılığa kavuşmadığını söyleyebiliriz. Yine de böyle bir planın hazırlanabilmiş olmasını bizlerin, yani otizm sivil toplumunun önemli bir başarısı olarak görüyorum. Bizler aileler olarak 50 yıldır ihmal edilmiş bu konuda böyle bir sorunlar ve çözümler envanteri çıkartmayı hep birlikte başardık. Bu envanterin gerekliliğini devletin ilgili kurumlarına benimsettik ve baştan beri amaçladığımız üzere resmi gazetede yayınlanmasını sağladık. Sivil çalışmaların bu denli zayıf olduğu bir ülkede buna benzer bir örnek daha var mı? Bilmiyorum. Gelecek yıllarda bunun önemi daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum. En azından bizden sonra gelecek olanlar için bilgi ve deneyimlerimizle bir zemin hazırladık.

“SİZDEN KUVVET ALDIM”

Bir aktivist ve avukatsınız. Ozan’ın eğitim hakkı için açtığınız davalar başka aileleri de cesaretendirdi mi? Size geri dönüşler oldu mu?

Çok fazla geri dönüş oldu, olmaya da devam ediyor. Pek çok aile bizim davamızın bu anlamda öncü bir rol oynadığını, bu süreçten kuvvet aldıklarını her fırsatta söylüyorlar. Davanın temel amaçlarından biri de buydu. Bizim Ozan için okul bulmamız o ya da bu şekilde mümkün olacaktı ama biz davayı bizden daha zor durumdaki ailelerin haklarını görünür kılmak adına da açtık. Bunu ülkemizdeki sosyal politikaların olumlu yönde değişimi için bir tetikleyici olması adına yaptık. “Sizden kuvvet aldım, oğlumun eğitim haklarını ısrarla talep ediyorum” diye bana ulaşan her annenin mesajından sonra doğru bir adım olduğunu yeniden görüyorum.

Kurucu başkanı olduğunuz İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği bu yıl, “2 Nisan Otizm Farkındalık Günü”nde hayata geçti. Dernek nasıl kuruldu?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu derneği kurma fikri epey uzun zamandır aklımdaydı ama yeni bir dernek kurmak yerine 10 yıla yakın zamandır mevcut dernekler için gönüllü çalışmayı tercih ettim. Epeyce yorucu geçen bu süre zarfında eski bir derneği hak savunuculuğu anlamında dönüştürmeye çalışmak yerine yepyeni bir oluşuma ihtiyaç olduğunu gördüm. Başka aileler ve gönüllüler de aynı fikirde olunca kuruluşumuzu gerçekleştirdik. Bu derneğin 100’e yaklaşan diğer otizm derneklerinden en önemli farkı temel hedefinin hak savunuculuğu olması.

Derneğin adında İstanbul var. Yalnızca tek bir kentte yaşayan özel çocukları ve ailelerinin yaşadığı sorunları ön plana almıyorsunuz, değil mi?

Elbette tüzüğümüzdeki hedef çalışmalar listemizi İstanbul’la sınırlı kalamayacak kadar geniş bir bakış açısından yola çıkarak hazırladık. En temel amaçlardan biri günü geldiğinde bu derneğin yönetimini otizmi bireylere bırakmak. İstanbul adını yaşadığımız şehre olan aidiyetimizi göstermesi açısından anlamlı buluyorum. Bana göre Dünya’nın en güzel şehri İstanbul.

Ogün Sanlısoy, otizm farkındalık ayında, “Yağmur Çocuk” şarkısını Ozan Barış’la birlikte seslendirdi. Bu şarkıdan elde edilecek tüm gelir İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği’ne bağışlanarak otizmli çocukların eğitim hakkı için kullanıldı. Benzer çalışmalar var mı? Otizm konusunda sanatçılardan farkındalıkla ilgili yeterli destek geliyor mu?

Ogün gerçekten çok güzel bir şarkı yaptı, derneğimizin kurucu üyelerinden biri olarak böyle bir katkı vermesi hepimizi çok mutlu etti. Mesleğim dolayısıyla sanatçılarla her anlamda işbirliği içindeyim. Arkadaş çevrem de çoğunlukla sanatçılardan oluşuyor. Her biri her fırsatta çalışmaların nasıl gittiğini soruyorlar ve kendilerine düşecek her konuda ellerinden gelen desteği vermek istediklerini vurguluyorlar. Ülkemizde sanatçıların otizm konusundaki hassasiyetinin çok yüksek olduğunu görüyorum. Bizlerin ulaştırmak istediği mesajları en güzel biçimde dile getirecek olanlar onlar. İleriki dönemlerde pek çok sanatçı dostumuzla güzel projeler yapmayı planlıyoruz.

Söyleşi: Eren Aysan
Kaynak: Odatv.com

Bunuda Okumalısın

Otizmde Erken Dönem Eğitimin Önemi

Hacettepe Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlayan ve on beş yıldır Özel Eğitim’de çalışan Psikolog Tuna Talaş, …